“Balık baştan kokar” derler. Son günlerde manşetlere bakınca insan, kokunun nereden geldiğini sormaktan kendini alamıyor. Her yeni soruşturma başka bir kapıyı aralıyor; içeriden çıkanlar ise bazen polisiye film senaryolarına taş çıkarıyor.
Trafik kazası geçiren vatandaşın acısı daha dinmeden kişisel bilgilerinin kimlerin eline geçtiği araştırılıyor. Soruşturmaya göre bazı hukuk büroları ve hasar danışmanlık şirketleri, bu bilgileri kullanarak insanlardan vekâlet almış; ortaya milyarlarca liralık haksız kazanç iddiası çıkmış. İnsan “Geçmiş olsun” telefonu beklerken karşısına hesap kitap çıkıyorsa, burada yalnızca kişisel veriler değil, adalete duyulan güven de yara alır.
Bir başka dosyada gözler Pusula Holding çevresindeki sermaye piyasası işlemlerinde. Yöneticiler hakkında tutuklama kararları verildi, kapalı fonda işlem yaptığı belirlenen kişilere yönelik yeni gözaltılar yapıldı. Soruşturma sürüyor. Borsada alın teriyle birikim yapan vatandaşın aklındaki soru ise pek sade: Bu işler olurken denetim neredeydi?
Sağlık cephesindeki iddialar da insanın içini ürpertiyor. Aydın Atatürk Devlet Hastanesi bağlantılı davada, Lyrica adlı ilacın usulsüz reçetelerle temin edildiği iddiası yargılanıyor. Afyonkarahisar Devlet Hastanesi’yle ilgili soruşturmada ise yeşil reçeteli ilaçların yasa dışı yollarla teminine ilişkin tutuklamalar var. Hastane kapısından şifa umarak giren insan, reçetenin ticarete konu edildiği iddialarını duyunca ne düşünsün?
FETÖ’nün güncel finans yapılanmasına yönelik operasyonlar da sürüyor. Ankara ve Muğla’daki soruşturmada, örgüt mensuplarına maddi destek sağlandığı ve ticari faaliyetler üzerinden finansman oluşturulduğu tespitleri üzerine yedi şüpheli tutuklandı. Demek ki yalnızca görünen yüzlere değil, paranın izine de dikkatle bakmak gerekiyor.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in ve İçişleri Bakanlığının yürüttüğü çalışmaların peş peşe gündeme gelmesi elbette kıymetli. Sayın Cumhurbaşkanımızın suçla mücadelede ortaya koyduğu kararlılığın sahadaki karşılığını görmek de vatandaş için önemli. Fakat asıl güven, operasyonların ardından her dosyanın sonuna kadar aydınlatılmasıyla güçlenecek. Kim görevini kötüye kullandı, kim denetlemedi, kim göz yumdu? Bu sorular cevapsız kalmamalı.
Neredeyse yolsuzluklar Türkiye’nin erozyonu olmuş da ülke içten içe aşınıyormuş gibi hissediyor insan. Türkiye ne bereketli toprakların anasıymış ki yağmalayan yağmalayana, çalan çalana, dolandıran dolandırana; bitmedi maşallah! Yine de hükmü manşet değil, mahkeme verir. Bize düşen, hem suçun üzerine kararlılıkla gidilmesini istemek hem de her iddianın delille sınanmasını beklemek. Çünkü bu filmin mutlu sonu, ancak adalet yerini bulduğunda yazılır.
