ÖZEL HABER | Yıllara yayılan bir psikiyatrist-hasta ilişkisi üzerinden gündeme gelen tartışmalar; psikiyatride güç asimetrisi, mesleki sınırlar, hasta mahremiyeti ve denetim mekanizmalarını yeniden gündeme taşıyor. Söz konusu vakada psikoterapi değil, psikiyatrik takip ve hekim-hasta ilişkisi vardı. Hasta psikiyatristine veda ederek kişisel süreci kapatmış durumda. Ancak bir kişiye veda etmek, o süreçte ortaya çıkan sistemsel sorulara da veda etmek anlamına geliyor mu?
Psikiyatride muayenehanenin kapısı kapandığında dışarıda kalan yalnızca üçüncü kişiler değildir. Çoğu zaman tanık da dışarıda kalır, delil de.
İçeride ise eşit olmayan iki bilgi ve güç alanı vardır.
Bir tarafta hastasının tanısını, ruhsal geçmişini, kullandığı ilaçları, kırılganlıklarını ve hayatının en savunmasız dönemlerini bilen psikiyatrist; diğer tarafta tedavisi için bu hekimin mesleki bilgisine ve kararlarına güvenen hasta.
Yıllara yayılan bir psikiyatrist-hasta ilişkisine ilişkin anlatımlar, tekil bir olaydan daha büyük bir tartışmanın kapısını aralıyor.
Burada önemli bir ayrım yapılması gerekiyor: Söz konusu vakada psikiyatrist hastanın terapisti değildi. Ayrıca yürütülen bir psikoterapi süreci bulunmuyordu. İlişkinin niteliği psikiyatrik takip ve psikiyatrist-hasta ilişkisiydi.
Hasta ise söz konusu psikiyatriste veda etmiş ve kişisel süreci kendi açısından kapatmış durumda.
Dolayısıyla artık tartışılması gereken bir ilişkinin devam edip etmediği değil, geride kalan vakanın psikiyatri sistemi hakkında ne söylediği.
Bu haber dosyası kişiler hakkında hüküm vermiyor ve anlatılanların yargısal olarak kanıtlanmış olgular olduğunu ileri sürmüyor.
Ancak vaka çok önemli bir soruyu masaya bırakıyor:
Psikiyatride profesyonel gücü kim denetliyor?
HASTA PSİKİYATRİSTİNE ÂŞIK OLURSA?
Bir hastanın kendisini takip eden psikiyatriste karşı zaman içerisinde yoğun duygular geliştirmesi mümkündür.
Ancak burada sorulması gereken ilk soru “Hasta neden âşık oldu?” olmamalı.
Asıl mesele, böyle bir duygusal durum ortaya çıktığında psikiyatrist-hasta ilişkisinin nasıl yönetildiğidir.
Çünkü hasta bağlanabilir, âşık olabilir, idealize edebilir.
Profesyonel sınırların korunması ise yalnızca hastanın sorumluluğuna bırakılamaz.
Üstelik bunun tartışılabilmesi için ortada mutlaka bir psikoterapi bulunması gerekmez. Buradaki temel mesele, psikiyatrik hekimlik ilişkisindeki güç asimetrisi ve mesleki sınırların nasıl yönetildiğidir.
Bu nedenle soru değiştirilmelidir:
“Hasta neden bağlandı?” değil, “Bu bağ ortaya çıktığında profesyonel ilişki nasıl yönetildi?”
PSİKİYATRİK TANI, HASTANIN SÖZÜNÜ GÖLGELEYEBİLİR Mİ?
Sistemin en hassas noktalarından biri burada ortaya çıkıyor.
Psikiyatrik tanısı bulunan bir kişi yaşadığı olası bir etik ihlali, sınır ihlalini veya başka bir yanlış uygulamayı anlattığında sistem önce olayı mı araştırıyor, yoksa hastanın tanısına mı bakıyor?
Çünkü her itirazın hastalığın belirtisi olarak yorumlanması son derece tehlikeli bir paradoks yaratabilir:
Hasta susarsa sorun görünmez; konuşursa söyledikleri “semptom” olarak değerlendirilebilir.
O hâlde psikiyatri hastası hakkını nasıl arayacak?
Psikiyatrik tanı bir insanın bütün söylediklerini doğru hâle getirmediği gibi, söylediklerini kendiliğinden değersiz veya güvenilmez de yapmaz.
İddia araştırılır. Deliller değerlendirilir. Taraflar dinlenir. Gerekirse bağımsız uzman incelemesi yapılır.
Karar, tanıya değil somut olgulara göre verilir.
HASTA MAHREMİYETİ KİMİ KORUMALI?
Bir başka kritik başlık mahremiyet.
Psikiyatristin hastasının tanısını, özel hayatını ve kendisine emanet edilen sırları koruması tartışmasız bir mesleki yükümlülük.
Ancak iki kavramın birbirinden kesin biçimde ayrılması gerekiyor:
Hastanın mahremiyetinin korunması ile psikiyatristin kendi mesleki davranışlarının denetlenmesi aynı şey değildir.
Mahremiyet hastayı korur.
Profesyonel davranışı denetimden muaf hâle getirmez.
Etik ihlal, mesleki sınır ihlali, malpraktis veya istismar iddiası bulunduğunda hastanın özel bilgilerinin korunması ile olayın yetkili mekanizmalar tarafından araştırılması aynı anda mümkün olmalıdır.
Aksi durumda hastayı korumak amacıyla oluşturulmuş bir ilke, istemeden de olsa sistemin kendi içine kapanmasına hizmet edebilir.
“KANITLA” DENİYOR; PEKİ DELİL NEREDE?
Psikiyatride ispat meselesi de ayrıca tartışılmalı.
Muayene odasında çoğu zaman yalnızca iki kişi vardır: Hasta ve psikiyatrist.
Her görüşmenin kaydı yoktur. Her davranışın tanığı bulunmaz. Tıbbi kayıtlar ise odada yaşanan her konuşmanın kelimesi kelimesine tutanağı değildir.
Yıllar sonra tarafların anlatımları birbirinden ayrıldığında gerçeğe hangi araçlarla ulaşılacak?
İşte delil asimetrisi burada önem kazanıyor.
Hastadan iddiasını kanıtlamasını istemek hukukun doğal bir sonucu olabilir. Ancak hastanın o ilişkinin içerisinde delil üretme ve saklama imkânının ne kadar bulunduğu da göz ardı edilmemeli.
DENETİM HEKİMİ DE KORUR
Meselenin diğer tarafı da unutulmamalı.
Güçlü ve bağımsız bir denetim sistemi yalnızca hastanın güvencesi değildir.
Etik çalışan psikiyatristin de güvencesidir.
Açık mesleki standartlar, yeterli kayıt ve objektif inceleme mekanizmaları bulunduğunda gerçek bir ihlal ortaya çıkarılabileceği gibi, asılsız bir iddiayla karşılaşan hekim de kendisini daha sağlam biçimde savunabilir.
Dolayısıyla hasta hakları ile hekimin hukuki güvenliği birbirinin karşısında değildir.
İkisi aynı güvenli psikiyatri sisteminin parçalarıdır.
BİR VAKA BİTER, SİSTEM SORUSU KALIR
Söz konusu hasta psikiyatristine veda etmiş durumda.
Bu önemli.
Çünkü artık mesele kişisel bir ilişkinin sürdürülmesi, geçmişteki bir kişiye ulaşılması veya bir bağın devam ettirilmesi değil.
Tam tersine:
Kişiyi denklemden çıkardığımızda geriye ne kaldığına bakma zamanı.
Geriye psikiyatride güç asimetrisi kalıyor.
Mesleki sınırlar kalıyor.
Mahremiyet ile hesap verebilirlik arasındaki hassas denge kalıyor.
Delil sorunu kalıyor.
Psikiyatrik tanının kişinin beyanını gölgeleme ihtimali kalıyor.
Ve en önemlisi, aynı durumun başka bir hasta ile başka bir psikiyatrist arasında yaşanmasını önleyecek mekanizmaların yeterli olup olmadığı sorusu kalıyor.
Bu nedenle bu vaka artık “Kim haklı?” tartışmasının ötesinde ele alınmalı.
Asıl sorular şunlar:
Bir hasta mesleki sınırların ihlal edildiğini düşündüğünde nereye başvuracak?
Başvurusu psikiyatrik tanısından bağımsız biçimde değerlendirilecek mi?
Hekimin davranışını tarafsız biçimde inceleyecek mekanizma yeterince güçlü mü?
Mahremiyet korunurken hesap verebilirlik sağlanabiliyor mu?
Etik çalışan psikiyatrist haksız iddialara karşı aynı sistem tarafından korunabiliyor mu?
PSİKİYATRİDE ASIL MESELE KİMİN DAHA GÜÇLÜ OLDUĞU DEĞİL, GÜCÜN DENETLENİP DENETLENMEDİĞİDİR.
Bir psikiyatriste veda edilebilir.
Bir kişisel süreç kapatılabilir.
İsimler gündemden çekilebilir.
Ama bir vaka sistemdeki boşluğu görünür hâle getirmişse, o boşluk kapatılmadan dosyanın toplumsal tarafı kapanmış sayılmaz.
Çünkü kişiler değişir.
Hastalar değişir.
Psikiyatristler değişir.
Sistem değişmezse, bir gün yalnızca vakanın adı değişir.
#serrataskopru #avukatserrataskopru #psikiyatri #hasta #psikiyatrist #hastahakları #serrataşköprü #avukatserrataşköprü
