Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış:
mutluluk, üzüntü, bilgi ve tüm diğerleri; aşk da dahil...
bi'gün, adanın batmakta olduğu, bütün duygulara haber verilmiş.
ve kısa süre içinde hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar.
aşk, adada en sona kalan duygu olmuş. ada neredeyse battığı zaman, aşk, yardım istemeye karar vermiş.
o sırada zenginliği görmüş; zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde geçmekteymiş.
aşk:
"zenginlik, beni de yanına alır mısın?" diye sormuş.
zenginlik:
"teknemde çok fazla altın
ve gümüş var, senin için yer yok, kurtarmıyor hacı kusura bakma" demiş.
aşk bi üzülmüş tabi ama yine de dikmiş gözleri ufka; üzgün, mağrur...
derken kibri görmüş:
"kibir, battık batıyoruz lütfen bana yardım et!"
kibir şöyle baştan aşağı bi süzmüş aşkı ve iğrenç bi tavırla:
"aşk sen ne anlatıyon acaba ya! hayır zaten sırılsıklamsın, şimdi gelicen teknemi mahvedicen, görenler ne der sonra! kusura bakma muhtar alamam."
diye cevap vermiş kibir.
cevap vermek ne, koskoca aşk'a bi köpek çekmediği kalmış pisliğin!
neyse az ileride üzüntüyü görmüş:
"üzüntü, seninle geleyim, eski günlerin hatrına lütfen kurtar beni..!” demiş.
üzüntü:
“off! aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var, uğraşma benimle!" demiş.
daha beter ol e mi!
tabi sevgili okuyucu, sen şimdi diyorsun ki: "peki ya mutluluk! mutluluk nerede, o yardım eder aşk'a, zenginlikten kibirden kime ne fayda gelmiş ki bize gelsin, yazıl mutluluğun peşine!"
pehhh!
mutluluk o kadar mutluymuş ki,
aşk'ın çağrısını duymamış bile be!
hoppiidi pippidi geçmiş gitmiş yanından...
derken bir ses! allahım nasıl derin! nasıl içli! nasıl akıcı!
"gel buraya aşk! seni yanıma alacağım… "
aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki kendini, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş.
yeni bir kara parçasına vardıklarında ise aşk'a yardım eden, yoluna devam etmiş, uzaklaşmış oradan...
ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden aşk, bilgi'ye sormuş:
"bana yardım eden kimdi?"
"o, zaman'dı" diye cevap vermiş bilgi.
"zaman mı? neden bana yardım etti ki?" diye sormuş aşk.
bilgi, bilgece bir edayla gülümseyerek:
"çünkü demiş, sadece zaman, aşk'ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir…”
