İTürkiye’de muhalefetin temel sorunu yalnızca liderlik veya adaylık tartışması değildir.
Asıl sorun, geniş bir gelecek öngörüsü oluşturamamasıdır.
Sürekli iktidarın hatalarından beslenen fakat iktidara geldiğinde ne yapacağını açık biçimde anlatamayan bir muhalefet, topluma güven veremez.
Seçmen yalnızca öfke istemiyor.
Yönetim kapasitesi, kadro, program ve istikrar görmek istiyor.
Muhalefetin bir bölümü, sosyal medya desteğini gerçek toplumsal güç zannetti. Alkış aldığı çevrelerin dışına çıkamadı. Kendi mahallesinin hassasiyetlerini bütün Türkiye’nin ortak fikri olarak kabul etti.
Daha önemlisi, eleştirdiği kutuplaştırıcı dili zamanla kendisi kullanmaya başladı.
Ancak güncel araştırmalar AK Parti’nin tartışmasız biçimde yeniden birinci parti olduğunu göstermiyor. Mayıs ve Temmuz 2026 tarihli bazı anketlerde CHP birinci, AK Parti ikinci sırada ölçülmüştür. Bu nedenle “AK Parti yeniden kesin biçimde yükselişe geçti” demek yerine, iktidarın muhalefetteki dağınıklıktan yararlanarak yeniden ivme kazanma imkânı elde ettiğini söylemek daha doğrudur.
AK Parti’nin yeniden güç kazanıp kazanamayacağını üç başlık belirleyecektir:
Ekonomi, adalet ve kadro yenilenmesi.
Vatandaşın hayat pahalılığına karşı somut rahatlama yaşaması, adalet sistemine güveninin artması ve siyasette yeni, nitelikli isimlerin öne çıkması hâlinde AK Parti yeniden güçlü bir ivme yakalayabilir.
Fakat yalnızca muhalefetin hatalarına güvenmek yeterli değildir.
Muhalefetin çöküşü, iktidarın otomatik başarısı anlamına gelmez.
Siyasette kalıcı başarı, rakibin zayıflığından değil; kendi yönetim gücünüzden doğar.
ŞİMDİ TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDE TARİHÎ BİR SINAV VAR
Türkiye bugün önemli bir kavşağın önünde duruyor.
Bir tarafta terörün sona ermesi ihtimali, savunma sanayisindeki yükseliş, NATO içindeki stratejik ağırlık ve bölgesel güç olma fırsatı var.
Diğer tarafta hayat pahalılığı, adalet tartışmaları, liyakat eksikliği, siyasal kutuplaşma ve kurumlara duyulan güven sorunu bulunuyor.
Türkiye, yalnızca birinci tabloyu görerek büyüklük hikayesi yazamaz.
İkinci tabloyu düzeltmeden ilk tablodaki kazanımlarını kalıcılaştıramaz.
Ahbap soruşturması bize sivil toplumun da hesap vermesi gerektiğini;
Oğuzhan Uğur ve diğer etkili muhalif isimler etrafındaki tartışmalar, muhalif olmanın kimseyi eleştiriden muaf tutmadığını;
Terörsüz Türkiye süreci, devlet aklının sabır ve toplumsal birlikle tarihî sonuçlar üretebileceğini;
NATO Zirvesi, Türkiye’nin artık görmezden gelinemeyecek bir jeopolitik aktör olduğunu;
muhalefetteki dağınıklık ise yalnızca karşı çıkmanın iktidar alternatifi olmaya yetmediğini gösteriyor.
Fakat son söz yine millete aittir.
Millet ne dokunulmaz kahramanlar ne de sorgulanamaz siyasi liderler istiyor.
Millet; güçlü devlet, temiz siyaset, şeffaf sivil toplum, bağımsız adalet ve liyakatli yönetim istiyor.
Türkiye Yüzyılı gerçekten başlayacaksa, işte tam burada başlamalıdır:
Kimsenin siyasi kimliği nedeniyle peşinen suçlanmadığı veya aklanmadığı;
devlete yakın olanın korunmadığı, devlete karşı olanın ezilmediği;
yardım yapanın hesabını verdiği;
siyaset yapanın milletin derdiyle ilgilendiği;
güçlünün değil haklının kazandığı bir Türkiye’de…
Yeni yüzyılın asıl işareti büyük sözler değil, güçlü kurumlar olacaktır.
Ve Türkiye’nin gerçek yükselişi, yalnızca dünyaya gücünü gösterdiğinde değil; kendi vatandaşına adaletini hissettirdiğinde başlayacaktır.
Murat Çuhadar
