ÇOK UZUN YILLAR GEÇTİĞİ İÇİN TARİHLERDE YANLIŞLIK YAPABİLİRİM. BU YÜZDEN ŞİMDİDEN AFFOLA…
Benim meselem Mardin değildir. Benim meselem TÜRKİYE’dir. Ülkemin huzuru ve refahıdır. Bu nedenle Mardin örnekli yazdığım yazılardan dolayı beni orayla sınırlandırmayın. Bu günün kanaat önderi, bir takım bürokrat ya da siyasetçi insanlarının çoğunu sizler tanımazsınız. Onların evvelini ben ve benim gibi az sayıda insan bilir. Kendi mevki ve makam ya da satatü yakalamayı başşarmış insanların başarı öyküsünü ah fırsat olsa da bir gün sizinle paylaşsam.
Sevgili Gençler ;
Size biraz kendimi anlatayım ve neden bu kadar bazen agresif yazdığımı anlayın. Hatta şimdiki Mardin Valisine neden çok kızgın olduğumu da yazımın sonunda anlayacaksınız. Eminim sizde sayın Vali’ye en az benim kadar kızacaksınız. Ancak yazıya başlamadan önce altını kırmızı çizgiyle çizmek istediğim bir şey var. Benim Mardin Valisi ile vatandaş olma dışında uzaktan yakından herhangi bir bağım yoktur. Kendisiyle tokalaşmışlığım, çayını içmişliğim yoktur. Kendisinden bir talebim asla olmamıştır. Bunu da buraya koyalım.
Yıl 1989 Mardin ili Merkez Akbağ köyü Haydo Mezrasında Öğretmenlik yaparak başladı hayat hikayem. O köye gitmek için belli bir yere kadar araçla ondan sonra ise yaklaşık 1,5 saat yol yürüyerek gitmek zorundaydınız. Köyde devleti temsilen sadece ben vardım. 40 haneli bir mezraydı. Okul öğretmensizlikten ötürü uzun yıllardır kapalıydı. Orayı duymuş ve kendi talebimle tayin istemiştim. Babam dönemin Belediye Başkan Yardımcısıydı. Kendimize ait mağazalarımız ve ekonomik durumumuz son derece yerindeydi. Yani ihtiyaçtan değil, ideallerimden ötürü o köyde öğretmenlik yapıp çocukların hayatına dokunmak istedim. Kalkıp burada o köyde öğretmenlik dışında ne yaptığımı anlatacak şekilde kibir hastası değilim. Yola, elektiriğe, yaşama kavuşmadaki tüm unsurlara nasıl dokunduğumu da anlatmayacağım. Ama şu var ki o dönem ben olmasaydım, şimdi belkide mardin’de avukatlık yapan, okul müdürlüğü, öğretmenlik, tarımda mühendislik yapan çocuklarım olmayacaktı. ANLADINIZ MI ? … YER AKBAĞ KÖYÜ HAYDO MEZRASI. ..
YIL 1991 … o dönemin AVM’si BEYAZ SARAY isimli pasaj’dı. Şimdi Otel’e dönüştürüldü. Giriş katta ve 1.ci katta abimle birlikte işlettiğimiz 2 mağazamız vardı. Mardin’in ilk vizyon vitrinini biz oluşturmuştuk. Bilen bilir o tarihlerde Mardin’de cafe falan yoktu ve ben bu eksikliği gidermek için evde annemden habersiz aşındırdığım tabak çanak bardaklarla ve taksidini zorlanarak ödediğim masa sandalyelerle birlikte Kayacan sitesinde ilk Cafe’yi sevgili Nezir Babayiğit ve Rahmetli Mehmet Gelmedi ile birlikte kurdum. O dönem cafe açmak pavyon açmak kadar tehlikeliydi. Tepki gösteren kitle bile çok olmuştu ama yılmadık ve ardından Mardin onlarca cafe’ye kavuştu. YANİ MARDİN’İN İLK CAFE’SİNİDE BEN KURDUM SEVGİLİ GENÇLER. HEMDE TÜM ENGELLEMELERE RAĞMEN
GELELİM GAZETECİLİĞE …
Burası çok önemli. Şimdilerde MAŞALLAH önüne gelen gazeteci olmuş ve o kutsal mesleği ayaklar altına almış Türkiye genelinde. Allah Mekanını Cennet eylesin Rahmetli Yusuf Ziya Eldem Mardin’in ilk Renkli Basım Gazete, Renkli Basım Dergi, Radyo ve Televizyonunu Kurdu. Bende küçük bir hisse karşılığında dahil olup bu Medya Grubunun Genel Müdürlüğünü üstlendim. Ama çokkkk daha evvel duayen gazeteci ve siyaset adamı Sevgili Büyüğüm Masum Türker’in 1980’lerde başlattığı Vuslat Dergisinde okul Muhabirliği ve Hürses Gazetesinde İstanbul Muhabiri olarakta çalışmıştım. Yine 1980’lerde Sevgili Gazeteci Büyüğüm Cemil Aydoğan’ın bünyesinde Mezopotamya Medya Grubunda Muhabirlik yapmıştım. Ardından Ulusal Basına geçerek Sky Türk ve ART’de Program Yapımcılığı, Akşam ve Tercüman Gazetelerinde Köşe yazarlığı, Posta Gazetesi Yaşam ekinde ise Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yaptım. Benim Gazeteciliğe başlama sürecimde birkaç matbaa gazetesi vardı sadece ve resmi ilan basma dışında bir işleri yoktu. Mardin Merkez’de Adnan Avuka dışında hiçbir Gazeteci yoktu. Sadece Valiliğin Basın Müdürlüğüne TRT gibi kuruluşlar yokluktan dolayı temsilcilik vermişti hepsi o. Yoksa şimdiki gibi fotoğrafçı olupta kendini birden Gazeteci kısvetine sokmuş kimse yoktu ve olamazdı da. YANİ BEN MARDİN’İN İLK RADYO SESİ VE TELEVİZYON YÜZÜYÜM. Benim dönemimde bana hayranlıkları olan binlerce insan vardı ve hatta benden ilham alıp mesleğe girmeye çalışanlarda vardı. Şimdi ise MAŞALLAH çok sayıda Gazeteci var ama HABER yok. Basın alanında duayen Adnan AVUKA ve şimdiki dönemde de sevgili Kadir Üründü’dür. Kızıltepe’de ise Cemil Aydoğan ve şimdiki dönemde Halit Solhan abi saygı duyduğum meslektaşlarımdır. Diğerlerini tanımıyorum ama kendilerine muvaffakiyetler diliyorum. BEN VARKEN HİÇ BİRİ YOKTU SEVGİLİ GENÇLER… Şimdi ise Allah varlıklarına selamet versin.
MARDİN’DE SAKIN DÜŞMEYİN HAAA…
Kimse gözünüzün yaşına bakmaz eğer düşerseniz. Laf eden, iftira atan, gıybet edeniniz çok olur. Aman ha sakın düşmeyin. Saddam kafiri 1991 de çıkan körfez savaşında Mardin’e patroit füzesi atacak diye bir söylenti çıktı. Neredeyse bir gecede Mardin boşaldı. Sokaklarda sadece kamu personeli kalmıştı. Herkes çoluğunu çocuğunu göndermiş İstanbul izmir adana mersine falan. O dönemde mağazalarımız vardı ve doğal olarak artık ne müşteri var, ne gelen giden var. Ben dahil bir çok esnaf 2 ay bile dayanamadan batık duruma düştük. Çeklerimizi, kiralarımızı faturalarımızı ödeyemedik. Ordan borç, burdan borç ile günü kurtarmaya çalıştık. Alacaklılarımız da sağolsun anlayış göstermediler. Ayakta durabilmek için can çekişirken, kiralara faiz binmeye başladı. Çeklerden ötürü cezaevi yolu gözükmeye başladı. Eşten dosttan aldığımız borçlar kötü üsluplarla istenmeye başladı. Denize düştük ve yılana sarıldık yani mecburen bugünün muteber iş adamı görünümlü kafirleri o dönemin tefecileriydi ve onlardan tefe faizi yöntemiyle para alıp borçları çekleri ödedik ama tefecilerin ağından ve zulmünden uzunca yıllar kurtulamadık. Yani kısaca örneğin aldığımız 5 bin dolar borcu 55 bin dolar olarak geri ödesek de yine de aracılar olmasa kanlar dökülecekti ve o abiler şimdilerde toplum önderi olarak hayır hasenat gövdelerinde bulunuyorlar. ALAYININ….. daha sonra ne pavyonculuğumuz kaldı, ne paraları kumarda yediğimiz söylentileri, ne milletten para alıp ödememiş ve DOLANDIRICI olduğumuz falan filan. DÜŞÜNÜN 20’li yaşlarda bu travmayı yaşayan MARDİNİN İLK SAVAŞ BATIĞI ESNAFIYIM…
ANKARA VE SİYASET DÖNEMİM …
İtibar sarsılmış, önüne gelene kendimi aklama derdi bitmemiş , vallah billah böyle değil diye diye dilimde tüy bitmiş sürecinde Allah binlerce kez razı olsun Yusuf Ziya Eldem ve Oğlu Esat o dönem kale gibi arkamda durdular. Seçimler olmuştu ve A.Kadir Tutaşı Belediye Başkanlığına seçilmişti. Beni Belediye Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğüne Adnan Avuka abimin yanında görevlendirdi. Kısa bir süre sonra resmi atama olmasa bile fiilen danışmanı pozisyonunda görev verdi. Günün büyük bir bölümü birlikteydik. O dönemin ABO’sunun tüm akıttığı hizmet terlerine ve yoğun zorluklar karşısındaki tüm mücadelelerine birebir şahitim. Hatta hiç unutmadığım bir örnek yaşadım. Bu günün inanılmaz trilyoner bir adamı makama ABO’nun yanına gelip şöyle demişti. Yav AĞUY (Kardeşim ) senin su okuma memurların sayaca fazla yazıyor lo. Bu fatura çok, söyle indirimli yazsınlar. ABO’nun hareketi şu olmuştu o müthiş zengin adama. TAMAM HACI ABİ VER FATURAYI. FATURAYI ALDI VE ODACISINI ÇAĞIRIP CEBİNDEN ÇIKARDIĞI PARAYLA BİRLİKTE FATURAYI GİDİP AŞAĞIDA VEZNEYE YATIRIP GETİRMESİNİ SÖYLEDİ. Adam pişkin pişkin Sağol Ağuy Alla yığallik dedi. ABO ise “ Ne demek hacı abi sen her ay getir faturanı ben ödeyeyim. Başım üstüne” dedi. Tabi o amcam bunun ne demek olduğunu anlayacak kapasitedemiydi bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ABO bu insanların yoğun olduğu bir dönemde Efsane Başkanlık yaptı. Neyse konu ABO değil. 1998 yılında ise Ankara’da Dönemin GAP’tan sorumlu Bakanı Prof.Dr.Salih Yıldırım ile tesadüfen tanıştım. Kendisinin daveti üzerine 12 kasım 1998 günü makamında ikinci görüşmemiz oldu ve benim kendisiyle Özel Büro yöneticisi olarak çalışmamı istedi. Seve seve hatta uça uça kabul ettim. 1 hafta içinde öyle bir bağ geliştiki aramızda, artık neredeyse 24 saat birbirimizden ayrılmıyorduk. En özel görüşmelerde bile yanından ayırmıyordu beni. Aynı dönem Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan ile de BABA OĞUL bağımız oluştu ve artık hem Salih bey’in özel büro yönetimini, hem de sayın Hüsamettin Özkan’ın danışmanlığını yapıyordum. Meclisteki vekiller, farklı illerin Belediye Başkanlarını saymıyorum bile. Saydığım isimler hala hayattadır ve Allah onlara sağlıkla uzun ömürler versin. İşkembeden kibir yapmıyorum…. Daha sonra DSP’den ihraç edilen Prof.Dr. Gökhan Çapoğlu parti kurma kararı verince beni aradı ve kendisine yardımcı olmamı istedi. Profesyonel koçluk anlaşmasıyla talebini kabul ettim ve parti kuruluş toplantılarının başlangıcı benim Ankara Maliye Sitesinde ki evimde gerçekleşti. Ardından Liberal Demokrat Partisi atağa geçti ve Sayın Besim TİBUK’un yoğun baskısı ve hatta salih beyden özel ricasıyla bir dönem kendisine de koçluk hizmeti verdim. KISACASI GENÇLER, MARDİN’İN SİYASİ ARENANIN EN İÇİNE GİRMEYİ BAŞARMIŞ İLK İSMİYİM AYIPTIR SÖYLEMESİ… Tabi vekillerine, başkanlarına kadın hizmeti yapan danışmanlıktan bahsetmiyorum. Memleket uğruna, bayrak uğruna can vermeye hazır olan danışmanlıktan bahsediyorum.
BÖLGE BASIN MEDYA GRUBUNU İLK KURAN KİŞİYİM SEVGİLİ GENÇLER…
Kurduğum Yaşam ve Doğuş Haber ajanslarını satmadan önce. İlk doğum yeri Mardin – Siirt – Diyarbakır- Şırnak ve Gaziantep’ti. Ayrıca haftalık gazete ile taçlandırmıştım. Foto yayınlama, para karşılığı haber yazma, yanlı yayıncılık, kör olup görmezden gelme geleneği bende yoktu. Canını okuyordum yanlış yapanın. BABAM BİLE OLSA. Hatır tanımaz, af etmez biriydim bunu herkes bilir. O dönem farklı bir bürokrasi vardı. Makamda kalabilmek, ya da makam elde etmek için abovvvv ahlaksızlık dahil her bir çirkinlik vardı. Paralar havada uçuşuyor, devlet millet kimsenin umurunda değildi. Müteahhitler özellikle bayındırlık ve Telekom alanında inanılmaz tekel altına almışlardı. Kadrolar havada uçuşuyordu. HATIRLADINIZ DİMİ… İşte o dönemlerde bürokrasinin kabusu olan gazetecilerden biriyim. CANINI YAKTIKLARIM HALA YAŞIYOR: TEYİD EDEBİLİRSİNİZ. 30 yıl önceyi hatırlayanlar iyi bilir. Neyse yine de halen GAZETECİYİM deyip ödül peşinde koşmuyorum.
GELELİM İSTANBUL ÖYKÜSÜNE GENÇLER…
Ankara sürecinden sonra İstanbul’a yerleşmeye karar verdim. Dönemin Valisi Erol Çakır ile görüştüm ve İstanbul Sosyal Hizmetler Müdürlüğüne bağlı Florya Sokak Çocukları Merkezine Gece Müdürü olarak görevlendirildim. 2 yıl burada görev yaptıktan sonra 3600 sokak çalışma rapor tutanağı ile halen kırılmamış rekor bana aittir. Devamında ise Prof.Dr.Arif Verimli ile yollarımız kesişti ve Uyuşturucu ile Mücadele alanına geçip, önce yardımcılığını daha sonra ise merkezin genel koordinatörlüğünü sürdürdüm. İstanbul Emniyetinin gurur kaynağı olan Zafer Müdür ile o zaman komser zaferdi. İnanılmaz etkin güçlü ve ülkem için gurur kaynağı olacak uyuşturucu ile mücadele çalışmalarında görev aldım. Yüzlerce genci o bataktan alıp tedavi ile yeniden hayata kavuşturduk. Yüzlerce kansız torbacı ile canımız pahasına mücadele ettik. Ardından Dönemin Kartal, şimdinin ise Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen ile tanışıp abi kardeş olduk ve beraber sosyal doku iyileştirme projelerini dönemin kaymakamı daha sonra milletvekili olan Celal Dinçer bey ile 4 yıl boyunca sürdürdük ve o projelerin genel koordinatörlüğünü yürüttüm.
SAKIP SABANCI OLAYIM.
Türkiye’nin ilk hayır mağazası olan Sevgi Mağazalarını Rahmetli Sinan Gülerci ile birlikte projelendirdik. Projenin ses getirmesi ve daha etkin hale gelmesi için bir hami gerekiiyordu. O dönemin en baba ismi Rahmetli Sakıp Sabancı idi. Ama kendisine nasıl ulaşılacaktı. Gazeteden okuduğum bir haberde, bir açılışta konuşmacı olarak yer alacağını öğrendim. 2 gün sonra olacak programa kitlemiştim kendimi. Gün geldi ve bende o salona girmeyi başardım ama Sabancıya ulaşmak ne mümkün ? etraf koruma duvarı, yanına bile yaklaşamıyor kimse. Salonun en sessiz olduğu bir anda yüksek sesle tepki gösterdim ve tüm dikkatler üzerime toplandı. Salon buz kesmişti. Ben ise o fırsatı değerlendirip. SAKIP AMCA İŞ FALAN İSTEMİYORUM SANA ANLATMAK İSTEDİĞİM BİR PROJEM VAR. Dedim ve ertesi gün iliklerime kadar titrek bir heyecanla Sakıp Sabancı ile başbaşa ve uzun görüşme şansım oldu. Hemen ardından 1 hafta sonra onun desteği, katılımı ve tüm ulusal medyayı açılışa toplamasıyla SEVGİ MAĞAZALARI AÇILDI. Şimdi valilik ya da kaymakamlık bünyelerindeki Sosyal Yardım Mağazaları var ya. İŞTE ONLARI İLK KURAN KİŞİYİM: AYIPTIR SÖYLEMESİ..
DAHA ANLATSAM BİTMEZKİ SEVGİLİ GENÇLER.
Hangi birini anlatayım ?
Genpa Patronu Zeynel Abidin Erdem ile birlikte yaptıklarımı mı ? 15 Temmuz mücadelelerimizi mi ? il il onla dolaşıp verdiğimiz savaşlarımı ? onunla kavgalarımızı mı yoksa kavgalardan oluşan kan davalarını nasıl çözdüğümü mü ? ANLATACAM İLERDE.
Neyi Anlatayım ha …
Mardin kalkınsın diye, gelişmiş ekonomi toplantılarını organize edip Kuzey Irak Devlet Başkanı’nın makamına nasıl girdiğimi anlatsam aklınız duracak. Sonra onunla birlikte Ortadoğu Ticaret Borsasını nasıl kurduğumu mu anlatayım. Irak’lı bakan, ekonomi aktörlerin Mardin organize Sanayiya nasıl getirdiğimi ve Başkan Nasır Duyan’a nasıl teslim ettiğimi mi ? Bölge ekonomi toplantılarını Mehmet Timurağaoğlunun evinde Ortadoğu ticaret odaları başkanlarını nasıl getirip iş birliği çalışması yapsınlar diye canla başla uğraştığımı mı ? SİZ DEYİN GENÇLER HANGİSİNİ ANLATAYIM SİZE ??? TÜMMMM Bunları yaparken kimseden 5 kuruş menfaat, yol yemek ulaşım gideri dahil kimsenin parasının kursağıma girmediğini ve sadece memleketim için yaptığımı mı anlatayım ?
Artuklu Üniversitesi Rektörü ile Niye çarpışıp mahkemelik olduğumu ve beraat etmeme rağmen uğradığım her çirkin iftiraya karşı neden sustuğumu ve tazminat açmadığımı da bir ara anlatırım size…
Türkiye’nin turizm ve ekonomiye katkısı olacak illerin Belediye Başkanlarını ve GERÇEK KANAAT ÖNDERLERİNİ Mardine ziyarete getirip iş birliği yapsınlar diye ilçe ilçe dolaştırdığımı sanırım Yılmaz Altındağ, Hayrettin Demir, Şeyhmus Nasıroğlu daha iyi anlatacaklardır size.
Ne Anlatayım Size GENÇLER
Mardin’in sevdiği abilerinden eski vekil Nihat Eri bilir, Irak’ın Devlet Başkan yardımcısı, Bakanları, farklı ülkelerin bakan düzeyindeki insanlarını 31 Ağusto 2012 tarihinde Midyat’ta toplayıp Mezopotamya Barış Sofrası ismiyle teröre karşı duruş ortaklığını gösteren kişi olduğumu. Valilikğin, Emniyetin, Jandarmanın can güvenliğin tehlikede yapma demelerine rağmen o gün vazgeçmeyip o programda PKK’ya duruş gösterdiğimiz çalışmayı mı anlatayım.
Siz söyleyin ben anlatayım .
Şırnak valisi ve cizre Belediye Başkanı’nı cizre şehir meydanında platform kurarak binlerce kişiyi toplayarak HALK İÇİN BİRLİKTE sloganıyla sahnede el ele tutuşturup kürt halkının hamisinin PKK değil, Devlet’tir duruşunu sağlayan kişi olduğumu mu yazayım.
Mardin’in ulusal markası olmayı başarmış ARTUKBEY kahvenin doğumunda emek verenlerden biri olarak sevgili Tacettin Yertüm ile birlikte yokluklarda verdiğimiz mücadeleyi mi anlatayım. Yoksa Günümüz gençlerine rol model olabilmek adına verdiği hizmetlerde kol kola yürüdüğüm Bekir Falay’ımı anlatayım.
Yaşama Dokunanlar Platformunu kurup 12 yıldan beri Türkiye’nin en büyük sivil insiyatif platfomu haline nasıl ve kimlerle getirdiğimi mi anlatayım.
Mardin’de Bağımsız Belediye Başkan Adayı olduğumu, ortalığı hoplattığımı ve bunu nasıl başardığımı mı anlatayım. Son haftada ABO lehine seçimden neden çekildiğimi anlatmamı istermisiniz ? ANLATACAM ZATEN. Derdim Mardin olmasına rağmen ABO’dan yüksek para alarak seçimden çekildi safsatasını yayan kansızların ve namussuzların oyunlarıyla halen nasıl mücadele ettiğimi mi anlatayım ?
Herkesin her şeyini bilen ender isimlerden olmama rağmen, siyasetçisi bürokratı, İş adamı, SÖZDE STK’sı farketmez. ŞİMDİLİK neden sustuğumu zaten anlatacam.
Daha yüzlerce şey var. Kitaplarım var, emeklerim var ama EGO VE KİBRİM YOK MAALESEF.
SEVGİLİ GENÇLER….
Ben genç iken teknoloji ve yaşam imkanları o kadar gelişkin değildi ve zorluklara, imkansızlıklara rağmen Allah bunları bana yapmayı nasip etti. ŞİMDİ SİZ ÇOK DAHA FAZLASINI YAPARSINIZ. PARAM YOKTU AMA AZMİM VE İNANCIM VARDI.
GELELİM VALİ BEY’E KIZGINLIĞIMA…
Bazen fırsatlar bir kere gelir kapınıza. Ben böylesine muhteşem bir fırsatın yani sayın Vali’nin bu güne kadar neden gelmediğine kızgınım. Vali ve Belediye Başkanı ve Hatta toplum önderinin yapması gereken her şeyi ASLAN gibi tek başına yapıp yönetiyor. Ekiplerini yönetim şekline bakın. Halkla sürekli iç içe. Yüzü gülüyor. Örnek davranışlarını şeffaflıkla sergiliyor. Profesyonel sosyal medya kullanımıyla her anını sizlerle paylaşıyor.
ŞİMDİ SİZİN YAPMAK ZORUNDA OLDUĞUNUZ BİR ŞEY VAR.
VALİNİN KAPISINDAN AYRILMAYIN.
GİDİN ONA AMA İŞ VER DİYE GİTMEYİN. AŞ İÇİN GİTMEYİN. ŞİMDİ ZAMANI DEĞİL.
PROJELER HAZIRLAYIN VE BANA EL VER VALİ BEY DEYİN
AYDINLIK, ÇAĞDAŞ, BARIŞÇIL , ÜRETİME VE KALKINMAYA YÖNELİK TOPLANIN VE HAZIRLAYIN PROJELERİ
MARDİN TURİZM GELİRİ MÜTHİŞ YÜKSEK ÖZELLİKLERLE DOLUDUR.
TARIM KALKINMA VE HAYVANCILIK EFSANE GELİR GETİRİ
KÜLTÜREL VE MEDENİYET FIRSATLARI BAŞTA DARA OLMAK ÜZERE ÇOK GENİŞTİR.
HADİ GENÇLER BIRAKIN TESBİHİ, BIRAKIN ÇALGI ÇENGİYİ, BIRAKIN SİLAHLARI, BIRAKIN KORKUYU VE HÜZNÜ. ÖZ GÜVENİNİZİ TOPARLAYIN VE ÖNCE DÜNYA’YA BAKIN SONRA GİDİN KAPISINI ÇALIN.
BU ÜLKENİN SİZE İHTİYACI VAR GENÇLER
ÇOCUKLAR SİZİ ÖRNEK ALACAK. ÇOCUKLARI MUTLU YETİŞTİRİN.
HAVA CİVA YAPIP SOSYAL MEDYA ŞARLATANLARINA PİRİM VERMEYİN. KURACAKSANIZ BİR DERNEK ADAM GİBİ KURUN. PLAKET ALMA VERME DERNEKLERİ KURMAYIN SAKIN.
SEVGİYLE GÖZLERİNİZDEN ÖPÜYORUM
MURAT ÇUHADAR
TÜRKİYE’NİN YAŞAM KOÇU
