AK PARTİ’DEKİ AK PARTİSİZLER
Murat ÇUHADAR

AK PARTİ’DEKİ AK PARTİSİZLER

Bu içerik 267 kez okundu.
Erdoğan, siyaset tarihinin en zorlu dönemecini yaşarken, toplumsal desteği kaybetmenin ivmesinin başladığını sanırım yakın bir zamanda görecektir. 
Kaybedilen İstanbul seçimleri aslında toplumun Erdoğan’a verdiği en net mesajdı. Sonraki süreçte her ne kadar İmamoğlu’nun operasyonlar çerçevesinde içeri alınması ve yolsuzluk operasyonlarının kamuoyunda yüksek seviyede işleniyor olması da Ak Partinin güven kaybettiği konularını düzeltmeye yettiği söylenemez. 
Üstelik dünya manyak Trump ve Katil İsrail’in kıskacı altında yanıp dururken, bu meselelerden ülkemizin hasar görmemesi mümkün değildir. Zaten tam da bu noktada en az 15 Temmuz’da olduğu gibi toplumun mutlak surette Erdoğan çevresinde kenetlenmesi gerektiği gerçeği kaçınılmazdır.
Amaaa koca ama var ortada. Toplumun Erdoğan’a kenetlenmesinin önündeki en büyük engel Ak Parti’nin akıl almaz kişiler tarafından içinin boşaltıldığının görülmemesidir ve aynı zamanda toplum vicdanını yaralayan isimlerin önemli statülere getiriliyor olması da bir diğer güven kaybı sebebidir.
Bakın daha ülkedeki emekli sorunlarına, ekonomik tabloya, işsizliğe ve yaşamsal ağır sorunlara değinmedim bile. Türk Milleti öyle bir yürek taşır ki, aç kalmayı, işsiz kalmayı göze alır ve sonuna kadar sabreder ama güvensiz kalmayı asla kabul etmez ve direnci anlık gelişir. Buna en net örnek son yapılan seçimlerdi. Toplum güvenmedi ve oy vermedi. Dolayısıyla İktidar Partisi birinci parti olamadı hem de tüm devlet olanakları elinde olmasına rağmen.
Toplumda çok ciddi düzeyde bir Erdoğan sevdası vardır. Sadece ona oy verenlerde değil, ciddi muhalif kanatta olanlarda bile saklı bir Erdoğan hayranlığı vardır ama bu sevda öyle bir noktaya geldi ki artık en yakın Erdoğan sevdalıları bile başka limanlarda sevda aramaya başladılar. Bunun da en büyük nedenlerinin başında Erdoğan çemberini kuşatan bir yapının var olmasıdır.
İsterseniz gelin yüzlerce meseleden sadece birkaç başlıkla bu meseleyi masaya yatırıp analizi birlikte yapalım. Hatta madde madde temel sıkıntılardan yola çıkarak tartışalım.
• ERKAN KANDEMİR DÖNEMİ : Ak Partinin güven ve ivme kaybetmesindeki en önemli etkenlerden biri dönemin Teşkilat Başkanı Erkan Kandemir’dir diyebilirim. İl/İlçe Başkanlıklarına yaptığı atamalar ile parti ahlakına aykırı, siyaset kültüründen uzak inanılmaz kadroları, vefa ve emek ekiplerini tırpanlayarak belki de Ak Parti ve Erdoğan’a en çok güven kaybettiren isimler arasında sayılabilir. Hiçbir itirazı, uyarıyı kabul etmeden, enteresan bir ekip kurarak sırf partiye kaybettirme duygusu yaratmaktan başka hiçbir sonuca varamayan bir süreç yönetti.
 
Belediye Başkanı ve Milletvekili adaylıklarında da Erkan Kandemir aynı facia politikasını devam ettirerek nihai sonucu negatif yönde ortaya koydu. Bu adayların olmaması için haklı gerekçeleriyle genel merkezde kamp kuran vatan evlatlarını, parti neferlerini ise asla dikkate alıp önemsemedi bile. SONUÇ : Sağlık sorunları nedeniyle görevden alınan bir çok Belediye Başkanı sadece gidip evlerinde oturma cezası aldı. Haaa bazılarının oğulları da Milletvekili edilerek bir çeşit özür dilendi.
Peki buna ne gerek vardı. Ak Partinin asil evlatları kendilerini yırtmamışlarmıydı bu adamlardan olmaz diye. Üstelik belgeler ve kanıtlarla hemde. Günün sonunda Ak Parti dedi ki sağlık sorunları nedeniyle görevden alındılar ya da istifa ettirildiler. Peki neydi sağlık sorunları ? bunu hiçbir zaman kimse bilemedi. Kanlarındamı sorun vardı ? ciğerlerimi problemliydi yoksa ürolojik sorunlarımı vardı ? bilmiyoruz. SONUÇ ? Sonuç şu… Milletin midesi bulandı ve hem parti, Hem Erdoğan güven kaybetti. PEKİ DİĞER SONUÇ NE ? Yani Erkan Kandemir’e ne oldu ? HİÇ … Allah’tan Bakan falan yapılmadı. Ya da kimbilir belki de vakti zamanı gelince o da Büyükelçi falan yapılır.
• Gelelim bir diğer faciaya. Geçmişi müptezellikle dolu bir herif ne ara 10 yılda imana erişti ve İslam dininin sanki alimiymiş gibi karşımıza çıkartıldı, Diyanet yok sanki de kendisi sürekli fetvalar vererek toplumu dinden imandan soğuttu, yetmedi belediyeler onu parayla ağırlayarak konferanslar falan verdi. Toplum ayarlarını bozacak demeçleriyle şovlara çıktı. Bunlarda yetmedi çok sıradan bir cami imamı olmasına rağmen devlet ona 5 koruma vererek insanı isyana sürükleyen duyguların yaratılmasına sebep olundu. Ne gerek vardı tüm bunlara ? 
 
• Ya vallahi mahkemelik olsam da dayanamayıp yazıcam. Şu Milletvekili diye bize dayatılan Ak Partili en az 100 vekilin neden vekil edildiğine dair tüm beyin fonksiyonlarımı zorlasam da sebebini bulamıyorum. İçeriğini yazıp okuyucuya vakit kaybettirmeye gerek yok ama yine de vallahi yazacam birkaç ismi. Osman Gökçek hangi vasıf ve emeği ile vekil edildi, Bülent Arınç’ın, Mehmet Ağar’ın çocukları ne alaka ? Derya Ayaydın , Muhammed Adak faciaları ne ya ? hele hele Ahmet Hamdi Çamlı gibi çapsız bir kişiliğin o kutsal makamda birden fazla kez vekil edilmesinin bu ülkeye, vatana, millete ne gibi bir faydası var ? Tüm bunlar toplumun isyan duygularını tetiklemiyor mu sanıyorsunuz ? Bunları Erdoğan’ın önüne ve aklına sokan hain değilde nedir ?
 
• EFKAN ALA VE BÜROKRAT TAYFASINA BİR GÖZ ATALIM : bu takıma göz attğımızda gözyaşlarına boğulmamak elde değil. En üst düzey Genel Müdürlerden tutun, en kritik daire başkanlarına, inanılmaz vali / kaymakam modellerine, il/İlçe Müdürleri arasında mercek tuttuğunuzda göreceksiniz ki hepsinin sanki nüfus hanesinde baba ismi Erdoğan’dır. Tabi söylem ve göstergeleri öyle. İçerik ise boş hatta bomboş. Hiçbiri Erdoğan çizgisinin ne olduğunu bilmez ve bir takım kaynak yapılarak bu yapıya ilişmiş modellerdir. Bu nedenle bu ülkenin aslan gibi yürek taşıyan bürokratları maalesef heder oldu gitti. Bu konuda en büyük tepkim Efkan Ala’ya aittir. Çünkü inandığım şudur. Valilik makamının bana göre PİR’İ Efkan Ala’dır. Bürokrasinin kitabını yazacak kadar deneyimli ve müthiş bir beyin taşıyan bir Devlet adamıdır. Ak Parti öyle bir ismi kazanmışken, bürokrasideki bu liyakatsızlık, basitlik ve keşmekeşliğin sebebi nedir diye anlamakta zorlanıyor toplum. Yani Efkan Ala Ak Parti Genel Başkan Vekili ama ne yaptığını biz bilmiyoruz. Ya da belki de yaptırılmıyordur. İşte toplumun hatta Ak Parti seçmeninin bile güven kaybına neden olan unsurlardan birisi de budur. Yani Efkan Ala gibi bir beyin var ama beyinleri yakan bir bürokrat yapısı da var …
 
• Dediğim gibi toplumun ağır yaşadığı ekonomik nedenlerden söz etmeyeceğim. Çünkü toplum önce güven istiyor. Hatta kendi şirketi ile ticaret yapan eski Ticaret Bakanını hatırlatmayacağım, ya da Merve Kavakçı’nın aile boyu makamlaştırılan yönlerini de yazmayacağım. Zehra Taşkesenlioğlu’ndan söz etmeye ne gerek var şimdi ? Terörsüz Türkiye diye canımızı dişimize takarken, neredeyse Apo seviciliği yapma denyoluğu yapan Mehmet Metiner’i yazmaya hiç gerek var mı ? Ya da siyasi arenayı şaklabanlık sahnesi sanan Melih Gökçek gibi, Savcı Sayan gibi zat-ı insanları konuşmak bile beni utandırır ama başka kimse utanır mı ? bilmem …Eğitim kalitesini yerle bir eden Bakan Yusuf Tekin’in halen bakan bırakılmasında bilmediğimiz acaba ne gibi bir hikmet var onu ben bilmem, ya da Sağlık Bakanı Memiş efendinin hangi geçmiş başarıları onu bakan ettirilmeye yettiğini de bilemem ama bilenlerin yalancısıyım ben ve bilenler biliyorç hatta tüm toplum biliyor. Çalışma Bakanı zat-ı muhteremden bahsetmenin olayı kahkaya çevireceği için onu pas geçme hakkımı kullanıyorum. 
 
• TÜRKİYE’NİN KARARGAHI İSTANBUL’A BAKIŞ 
 
Ak Partinin belki de en prestijli süreci son il başkanı atamasıyla başladı diyebilirim. Siyasi deneyimi, kamu yönetimi becerisini falan konuşmuyorum. Kişilik yapısı, mütevazi ama net duruşu, liyakat ve edep yönüyle özlenen Erdoğan takımının sembolü bana göre Abdullah Özdemir’dir. İstanbul’daki siyasi muhaliflerin yeni başkanı yıpratma fırsatları bu güne kadar oluşamadı. Kendisi ve kurduğu / kurmaya çalıştığı takımı aslında son derece seçim kazanacak, güven kazanacak bir yapıdadır. Ancak maalesef genel yansımalardaki ağır sorunlar düzelmedikçe İstanbul takımının başarısı heba olmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır.
 
• ŞEYHLERİM EVLİYALARIM GRUBU
 
La havle demekle yatinmek istiyorum ama zalimin karşısında susan dilsiz şeytandır düsturu benim susmamı engelliyor. Ortalık sahte dinciler, din tüccarları, din yıkıcıları ve benzeri türevlerle doldu. E yeter artık ha. İslam bilgisi, iman bilgisi, ahlak bilgisi sabıkalı yığınla tip başımıza islam şeyhi kesildi. Abdest almayı bilmediğine yemin edebileceğim tipler, arkalarında buldukları güç ve Erdoğan’cıyız sahtekarlığıyla yapmadıkları hainlik kalmadı diyebilirim. Bunlar sosyal medyada, ana medyada fütursuz bir şekilde büyüyen terörist yapılardır. Bu yüzden gerçek alimlerimiz ve din hocalarımızında aynı kapsamda görülmesine neden olan bir tehlike yaratmıştır. Kimi zaman kurdukları dernek/vakıf, kimi zaman takiyecilik sistemleri ile hem toplumu zedelemekte, hem de dini ve milli değerlerimizin hasar görmesine neden olmaktadır. İşte tam da bu noktada devletin ve iktidarın ilgili birimlerinin acaba yeniden düzenlenmesi gerekmiyormu ? sorusu sorulmakta ve bu yapılar büyüdükçe iktidara olan güven ve dolayısıyla Erdoğan’a olan güven ciddi hasar almaktadır. 
 
• ABD – İSRAİL – İRAN VE ERDOĞAN MESELESİ
 
Dünyayı kana bulamaya yemin etmiş iki soykırımcı kafir ve katil ülke ABD ve İSRAİL. İran’a yapılan saldırı sadece bir ülkeye değil, bir coğrafyaya beka sorunu yaratan bir meseledir. Satılmış arap ülkelerinin durumu ortadayken bu meselenin yegane koruyucu sigortası Türkiye’dir. Stratejik öenm açısından belki de siyonizme zafer sevincini ve kirli emellerine ulaşamamayı sadece Türkiye sağlayabilir. Erdoğan şu anda Kurtuluş savaşında Atatürk’ün yaptığının aynısını yapmaktadır. Üstelik sadece ülkemizi değil, dünyayı bu zulümden kurtarma çabası içerisindedir. Meseleye Erdoğan anti patisi ile bakarsanız bu gerçeği göremezsiniz. Evet tenkit ettiğim hatta eleştirdiğim yapı içinde kişiler varsa bile bugün Erdoğan gerçeğini, Hakan Fidan faktörünü, Yaşar Güler beynini kimsenin yabana atmasına hiçbir gönül razı olmaz. Türkiye bir deha’ya sahiptir. O deha’nın adı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bu nedenle eleştirilen ya da eleştirilmeyi hakeden tiplerin derhal vatan evlatlığına geri dönemsi ve ülkemizin birliği ve bekası için herkesin var gücüyle çalışması gerekmektedir. 
 
• Dünyanın sonunu getirmeye çalışan, milletlerin istikbalini karartan siyonizmi durduracak yegane ülkeyiz. Yurtta Sulh ve Cihanda sulh vecizesini şekle getirecek gücü kendi içimizde oluşturabilir ve zaferi dünyaya hediye edebiliriz. Şer odaklar sadece karşı cephelerde bulunmaz. Bazen şer odaklar kendi içimizdedir. İsyan ve serzenişimin sebebi budur. Şerden temizlenmek ve dünyaya haykırmak için el ele Türkiye.
• Hiçbir şer grup heveslenmesin. Şartlar ve durumlar ne olursa olsun Ne Erdoğan’ı, Ne Oğul Bilal’i ne de bu vatan için çarpan hiçbir yüreği hiçkimseye yedirmeyiz.
 
Murat Çuhadar
DİĞER YAZILAR
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
“TÜRKİYE HEP 18 YAŞINDADIR”
“TÜRKİYE HEP 18 YAŞINDADIR”
Antrenör ve Sporcular Kota Sorunundan Şikâyetçi
Antrenör ve Sporcular Kota Sorunundan Şikâyetçi