“Gözün gördüğü bedende özlem gideremezsin.
Kulağın duyduğu seste hasret gideremezsin.”
Özlem, ruh’ta hissedilişte doğar ve ateşi aynı yerde söner. Özlem gönlün güneşidir, yürekteki bahardır, şah damarınızdaki kutsallıkla komşudur ve Özlem kendine kavuştuğunuzda seninle son nefesine kadar eşlik edecek gönül rehberidir.
Özlemi bilirsen, sevmeyi bilirsin …
Özlem, günde 10 kez birbirinizi aramak, 30 kez mesaj atmak ve emojilerle ve boş boş konuşmalarla ilintili bir şey değildir. Bunu böyle sananlar ilişkiye katliam zemini hazırlayanlardır.
Sevgi denilen duygu, içinizdeki özlem zemininden doğar. Yani sevginin anası özlem, atası ise sabırdır.
İki gün önce birbirini seven bir çift arasında geçen iletişim kalitesizliği nedeniyle, ilişki beceriksizliği ve egolar nedeniyle bir cinayet işlendi. Adam canından çok sevdiği nişanlısının kafasına beş el ateş etti. Sevgi, özlem ve zavallı kadın oracıkta öldü.
Sahi bunlar birbirlerini gerçekten bu kadar çok seviyormuydu. Adam gerçekten sevdiği kadının kafasına gözünü bile kırpmadan beş el üst üste sıkacak kadar çok mu seviyordu ?sevgi bumuydu ? sonu böylemi bitecekti ?
Bir çok ilişkinin bitme sebebi çiftlerin birbirlerini satın alma ve kendilerine göre birbirlerini kalıplaştırma hatasından kaynaklanmaktadır. Bu bir ilişkideki ölüm sebebidir.
İletişim kalitesi denilen sihri bilmeyenler, iletişimin saatlerce konuşmaktan geçtiğini sanan zavallılardır. Günümüz ilişkilerinde güven sorunu ve tarafların konuşmadan kurgu yaparak verdikleri hükümler iç dünyanızdaki gönül coğrafyasına döşediğiniz mayınlardır. Elbet basacaksınız ve kendi döşediğiniz mayında patlayacaksınız.
Neredesin ?
Nerdeydin ?
Niye aramadın ?
Niye mesaj atmadın ?
Niye telefonumu açmadın ?
Niye benimle ilgilenmiyorsun ?
Beni anlamıyorsun ?
Benden izin aldın mı ?
Bana haber verdin mi ?
Bu beklentiler ve bu tür diyaloglar ilişkinizde varsa geçmiş olsun, ilişkiniz ciddi bir kalp krizi riskinde seyrediyor demektir.
İlişki heyecanını ve kalitesini yitirmemesi gerekir. Dejenere olmaması için köprülü sistem yönetmek gerekir. Rutine binmemesi için çiftlerin kişisel alan özgürlüklerine saygı göstermeleri gerekir. Ama insanoğlu ezikliği, eksikliği, egosu ve bencilliği ile nefsi içinde yaşama tuzağına düştüğünde vay o insanın ve karşısındakinin haline. Üstelik beklenti içinde olan kişi eni sonu kaybedecek kişidir. Bunu biraz iman eksikliği ile tanımlayabiliriz. Allah kuluna sadece kendisi için kulluk yapmayı ve kendi varoluş sebebini bulmayı emretmiştir. Üstelik peygamber efendimizin ilişkiye dair kendi hayatındaki en önemli örneği Ayşe validemize söylediği şu esrarlı sözde görülmektedir. “Sen benim kördüğümümsün “ yani çiftlerin birbirlerini tam manasıyla deşifre etmesi yerine gizemli hallerinin korunmasına izin vermeleri gerekmektedir.
Birbirini sevmek, güvenmek, sığınmak, mutluluk dugusunuyaşamak, kendini huzurda hissetmek, bir ömür sağlıklı bir ruh haliyle yaşamak aslında sanışdığı kadar zor bir şey değildir. Kendinize yapacağınız yatırım, sosyal ve kişisel yönünüzü geliştirmek, dünya içindeki her şeyi kabul etmek, duygu bölünmesi yaşamadan ağacı, ormanı, denizi, çölü, hayvanı ve insaanı sevme becerisini geliştirdiğinizde, kitap okuduğunuzda, sağlıklı yaşam becerinizi geliştirdiğinizde, sanat ve kültür çemberinden ayrılmadığınızda işte o zaman çölde leylasını arayan mecnunun yakalayamadığı saadeti siz kendiniz yakalarsınız.
Yok eğer baskı, kalıplaştırma, gardiyan gibi davranma, savcı gibi sorgulama, ergen duygulardan kopamama ve beklentilerle dolu çemberde kalmaya devam ederseniz hem ilişki katili, hem de kendi katiliniz olursunuz.
Seçim sizin. Ya kendinizi kazanın, ya da en sevdiğim dediğiniz kişiyi kaybedin …
TAVSİYE : ÖNCE KENDİNİZİ VE SONRA BİRBİRİNİZİ ÖZGÜR BIRAKIN. SİHİR BUNDADIR.
Murat Çuhadar
Türkiye’nin Yaşam Koçu
