Pırlantanın Tozu: Kazanma Hırsı mı, Yaşama Korkusu mu?
Mehmet Sait KAYA

Pırlantanın Tozu: Kazanma Hırsı mı, Yaşama Korkusu mu?

Bu içerik 207 kez okundu.

Sokaklarda, kafelerde ya da ekran başında uzun saatler geçiren gençlere bakıyorum; her biri adeta işlenmemiş bir pırlanta. Zekâları hızlı, dünyayı kavrayışları keskin, imkânları geçmiş kuşaklarla kıyaslanamayacak kadar geniş. Ama bütün bu parlaklığın üzerinde görünmez bir toz var: Durgunluk. Tereddüt. Hatta biraz da korku.

Bir zamanlar gençlik; itiraz etmekti, aramak ve bazen de kaybolmaktı. Hata yapma cesaretiydi. Şimdi ise gençlerin omuzlarında görünmeyen bir yük var. Sanki hayat, deneyimlenecek bir yolculuk değil de kazanılması gereken bir yarış gibi.

“Kazanmak” Çağının Çocukları

Bugünün gençliğinin zihninde tek bir kelime çınlıyor: Kazanmak.
Sınavı kazanmak, iyi bir üniversite kazanmak, yüksek maaşlı bir iş kazanmak, yatırımda kazanmak, sosyal medyada takipçi kazanmak…

Elbette kazanmak kötü bir hedef değil. Sorun, bu kelimenin anlam değiştirmesinde. Başarı tutkusu yerini hayatta kalma refleksine bırakmış durumda. Gençler, sadece iyi yaşamak için değil; düşmemek, geride kalmamak, ezilmemek için çabalıyor. Bu yüzden kitap okumak “zaman kaybı”, sanatla uğraşmak “lüks”, düşünmek ise “gereksiz yavaşlık” gibi algılanabiliyor.

Oysa insan sadece karnını doyurarak yaşamaz. Ruh aç kaldığında, en dolu cüzdan bile iç boşluğunu kapatamaz.

Cesaretin İflası

Asıl mesele kazanma arzusu değil; o arzunun cesaretle desteklenmemesi. Gençlerin çoğu büyük hayaller kuruyor ama o hayaller uğruna risk almaya yanaşmıyor. Çünkü:

Konfor alanı prangası onları bağlıyor. Aile evinin güvenli limanından çıkmak, belirsizliğe yelken açmak ürkütücü geliyor.

Hızlı sonuç beklentisi sabrı törpülüyor. Uzun yıllar emek vermek yerine, bir “tık”la başarıya ulaşma fikri daha cazip görünüyor.

Hata korkusu ise en büyük zincir. Sürekli mükemmel olma baskısı altında büyüyen bir kuşak, başarısız olma ihtimalini bir yıkım gibi algılıyor. Oysa hata yapmayan insan, aslında hiç denememiş olandır.

Cesaret olmayınca hayat kazanılmıyor; sadece idare ediliyor.

Pırlantayı Parlatan Kesikler

Bir pırlantanın değeri yalnızca saflığından gelmez. Onu değerli kılan, aldığı kesiklerdir. Her kesik, ışığı farklı bir açıdan yansıtır. İnsan da böyledir. Acılar, başarısızlıklar, hayal kırıklıkları… Bunların her biri kişiliği derinleştirir.

Gençlerin yeniden parlaması için;
– Kitapların dünyasında kaybolmaya,
– Gerçek dostluklar kurmaya,
– Uzun sohbetlerde fikirlerini sınamaya,
– Ve en önemlisi hata yapmaya cesaret etmeye ihtiyaçları var.

Hayat; sadece gelir tablolarından, diploma sayılarından ya da takipçi rakamlarından ibaret değil. Hayatı gerçekten kazanmak, onu tüm riskleriyle kabul etmektir. Korkuya rağmen adım atabilmektir. Düşmeyi göze alarak yürümektir.

Gençler birer pırlanta. Ama üzerlerine sinen tozu silkeleyecek rüzgârı dışarıda arıyorlar. Oysa o rüzgâr, kendi içlerinde. Cesaret; başkasından beklenen bir destek değil, insanın kendi nefesidir.

Kazanmak elbette önemli. Ama asıl mesele, yaşama korkusunu yenebilmektir. Çünkü hayat, sadece kazananların değil; cesaret edenlerin hikâyesidir.

DİĞER YAZILAR
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Okul Güvenliği Devlet Politikası Haline Geldi
Okul Güvenliği Devlet Politikası Haline Geldi
Esnaf Odası’ndan Önemli Protokol
Esnaf Odası’ndan Önemli Protokol