“Baba Beni Unutma”: Bir Evlat Hasretinin Sessiz Hikâyesi
Mehmet Sait KAYA

“Baba Beni Unutma”: Bir Evlat Hasretinin Sessiz Hikâyesi

Bu içerik 78 kez okundu.

Mustafa, her hafta düzenli olarak katıldığı gece sohbetlerinden birine bu kez yedi yaşındaki oğlu Osman’ı da götürmüştü. Osman, yabancısı olduğu bu geniş salona girerken babasının elini sıkı sıkıya tutuyor; kanepeyle aynı renkteki bej, yumuşak halıların üzerinde ürkek adımlarla yürüyordu. Boş kanepelerden birine oturduklarında, sohbeti yapacak olan hatip kürsüye geçti, mikrofonu açtı ve kırmızı kaplı bir kitaptan okumaya başladı. Zaman zaman açıklamalar yapıyor, salondaki sessizlik derinleşiyordu.

Yaklaşık yarım saat süren sohbet boyunca Osman’ın göz kapakları ağırlaşmaya başladı. Mustafa, oğlunun kulağına eğilerek fısıldadı:
“Osman, istersen yan odaya geçip kanepelerden birinde uyuyabilirsin.”

Osman uykulu gözlerle ayağa kalktı. Yan odaya yönelirken bir an durdu, arkasını döndü ve masum bir endişeyle:
“Baba, eve giderken beni unutma olur mu?” dedi.

Mustafa, oğluna öyle bir baktı ki sohbet odası karanlık olsaydı, o bakış her yeri aydınlatmaya yeterdi. Osman uykusu kaçmasın diye hızlı adımlarla yan odaya geçti. Mustafa ise gözlerini oğlunun ardından ayıramadı. O an, kelimelerin evlat sevgisini anlatmakta ne kadar kifayetsiz olduğunu bir kez daha fark etti.

Osman’ın “beni unutma” sözü Mustafa’nın zihnine düştükçe yüzündeki tebessüm silinmedi. Sohbet sürerken Mustafa, hayal gemisine binip geçmişe doğru bir yolculuğa çıktı. Bu yolculuk onu, Osman’ın dünyaya geldiği güne götürdü. O gün ellerini gökyüzüne kaldırmış, yere çömelmiş ve gözyaşları içinde:
“Şükür ya Rabbi! Şükür!” diye ağlamıştı.

Mustafa’nın evlat hasreti tam on sekiz yıl sürmüştü. Osman doğduğunda kurbanlar kesilmiş, mevlitler okutulmuş, sadakalar dağıtılmıştı. O gün yapılanlar bir düğün merasiminden bile daha gösterişliydi. Osman’ın doğumuyla Mustafa’nın her günü bayram olmuştu. Yıllar boyunca gitmediği doktor kalmamış, tüp bebek denemeleri sonuçsuz kalmıştı. Zaman geçtikçe umutları törpülenmiş, acılar yüz çizgilerinde yer edinmişti. Nihayet son deneme başarıyla sonuçlanmış, Osman dünyaya gelmişti.

Mustafa, oğlunu bir çiçek hassasiyetiyle büyütmüştü. Osman’ın “Baba beni unutma” sözü o gece Mustafa’nın yüreğini titretmişti. Kendi kendine:
“Oğlum, seni unutmak ha…” dediğinde göğsünde derin bir sızı hissetmişti.

Hayal yolculuğu devam ederken Mustafa içinden:
“Oğlum, sana olan sevgimin hiçbir terazide tartılamayacağını asla bilemeyeceksin,” diye söylendi. Yıllarca içini yakan evlat hasreti, çöl sıcağında su arayan biri gibi onu yakmıştı. Osman, bu uzun bekleyişin ardından gelen en büyük hediyeydi; Mustafa’nın dünyasını aydınlatmıştı. Hayatın anlamını, oğlunun doğumundan sonra kavramıştı.

Sohbet sona erdiğinde Mustafa yerinden kalktı, yan odaya geçti. Osman’ı parmak uçlarıyla uyandırdı. Osman gözlerini ovuşturarak:
“Baba, sohbet bitti mi?” diye sordu.

“Bitti Osman’ım, hadi eve gidelim,” dedi Mustafa. Ardından gülümseyerek ekledi:
“Bak seni unutmadım.”

Oğlunun elini sıkı sıkı tuttu. İçinden ise yıldırım gibi bir sesle haykırıyordu:
“Seni nasıl unuturum evladım!”

DİĞER YAZILAR
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Okul Güvenliği Devlet Politikası Haline Geldi
Okul Güvenliği Devlet Politikası Haline Geldi
Esnaf Odası’ndan Önemli Protokol
Esnaf Odası’ndan Önemli Protokol