Vezirköprü’de güneş, Şahinkaya Kanyonu’nun dik yamaçlarına vurduğunda taşlar altın rengine bürünür. Sabahın ilk ışıkları kayaların sert yüzünde gezinirken, sanki her taş geçmişten bir hikâye fısıldar. Ama bu topraklarda altından da kıymetli bir şey vardır. Köylüler ona “Kayalar Gülü” der. Asıl adı Habibe’dir ama herkes onu Habibe Abla olarak bilir.
Çünkü o, kayaların arasında açan nadir bir çiçek gibidir.
Kayaların Arasında Bir Ömür
Habibe Abla, ömrünü Şahinkaya Kanyonu’nun eteklerine yaslanmış küçük bir köyde geçirmiştir. Yüzündeki her çizgi, kanyonun derin yarıkları gibi zamanın ve mücadelenin izlerini taşır. Sert rüzgârlar, kavurucu yazlar, dondurucu kışlar… Hiçbiri onu bulunduğu yerden koparamamıştır.
Ona “Kayalar Gülü” denmesinin sebebi güzelliği değil; dayanıklılığıdır. Çünkü Habibe Abla, çorak görünen taşların arasından bile umut yeşertmeyi bilen bir kadındır. Toprağın suskunluğunu, sabrıyla konuşturmuştur.
Kanyonun Sırrı
Bir sabah, ilçeden gelen birkaç genç gezgin, kanyon yollarında yönlerini kaybederek Habibe Abla’nın kapısına dayanır. Yorgundurlar, susuzdurlar ve rüzgârın sertliği yüzlerinden okunur. Habibe Abla, onları bir an bile tereddüt etmeden içeri alır. Ocağa çayı koyar, yanına meşhur Vezirköprü semaverini getirir. Dumanı tüten çay, soğuyan elleri ve yürekleri ısıtır.
Gençlerden biri merakla sorar:
“Habibe Abla, bu kadar sarp kayaların başında, bu rüzgârın içinde nasıl böyle neşeli kalabiliyorsun?”
Habibe Abla gülümser. Gözlerini kanyonun serin sularına çevirir. Sanki doğayla konuşur gibi ağır ağır konuşur:
“Evlat,” der, “bu kayalar serttir ama dürüsttür. Eğilip bükülmezler. Eğer bir gül, bu kayanın bağrında açmayı başarabiliyorsa, o en güçlü güldür. Hayat da böyledir. Zorluğun içinden çıkan güzellik kalıcı olur.”
O an gençler susar. Çünkü bu sözler, sadece kulağa değil, kalbe de dokunur.
Bir Direnişin Hikâyesi
O gün Habibe Abla, gençliğini anlatır. Yıllar önce kıtlık olduğunda, herkes daha rahat bir hayat umuduyla şehre göç ederken, o doğduğu toprağı terk etmemiştir. “Toprak terk edilmez,” der. “Toprak insana bakar.”
Ellerindeki nasırlarla taşları ayıklamış, küçücük bir bahçe kurmuştur. O bahçede yetişen meyveler, sadece onun değil, tüm köyün sofrasına umut olmuştur. Habibe Abla için sadakat; insana değil, doğduğu toprağa borçtur. Çünkü ona göre insan, kök saldığı yerde anlam kazanır.
Vezirköprü’nün Ruhu
Akşam serinliği kanyonun içinden sessizce yükselirken gençler yola koyulur. Arkalarına baktıklarında Habibe Abla’yı kanyonun tepesinde, rüzgâra karşı dimdik dururken görürler. Başında yazması, yüzünde dingin bir ifade vardır. O an anlarlar:
Habibe Abla sadece bir köylü kadın değildir.
O, Vezirköprü’nün direncidir.
O, kayaların arasından filizlenen umuttur.
O, bu toprakların ruhudur.
Ve Şahinkaya Kanyonu’nda rüzgâr her estiğinde, sanki hâlâ onun sesi yankılanır:
“Gül, en sert kayanın bağrında açtığında kıymetlidir.”
