İnsan doğası gereği bu dünyadaki yalnızlığını bertaraf etmek ister. Ve bunun da yolu "anlaşılmak" tan geçer. Bir başkası onu ve acılarını anladığı oranda bu yaşama katlanabilir. İşte tam da burada sanat insanı dinleyen, acılarına ayna tutan, onu anlayıp "teselli" veren en yakın dost olarak tezahür eder.
Bir sanat eserinde, sanatçı ile ‘’hakikat’’ arasında kurduğu ilişkinin izlerini takip etme imkânı elde ederiz. İnsanı ve onun sonsuz açmazlarını bir roman karakterinden daha iyi gözlemleyebileceğimiz çok az mecra vardır. Bir tiyatro eserinde, bir trajedinin baş kahramanında, iyi bir şairin dizelerinde, iyi bir müziğin ezgilerinde, kaliteli bir filmin karelerinde hayata dair yıllar sonunda edinilmiş tecrübelerin bilgelik içeren özünü bulabiliriz.
Elbette burada ‘’sanat eseri’’ derken ticari kaygılarla üretilmiş, toplum için tüketilmek amacıyla çıkarılan ürünlerden bahsetmiyorum. Gerçekten ‘sanatçı’ diyebileceğimiz roman/tiyatro/hikâye yazarlarını, müzisyenleri, rüştünü ispat etmiş şair ve yönetmenlerin eserlerini kastediyorum. Eğer bakmayı ve okumayı bilirsek tabii…İlkinde olmasa da belki ikincide ya da üçüncüde…
Ama bu bakış ve okuyuş bir alışkanlık halini aldığında. İşte o zaman kendi iç görü yetimiz de gelişecek. Sadece bakmayıp belki bir şeyleri ve onların ardındakileri de görmeye başlayacağız. Bu görüş kapasitemizi yükseltme gayretine gireceğiz. Bazen güzel bir şarkıyı dinlerken yaşadığımız huzuru ve hazzı, başka kimsenin sesinde bulamayız. İyi giden bir romanı okurken içine girdiğimiz alemlerin verdiği heyecanı, macerayı hiçbir mekanda, çıktığımız hiçbir seyahatte yakalayamayız. Aylarca çalışılmış bir gösteriyi izlerken hissettiğimiz o büyüyü ve mutluluğu, başka hiçbir anda hissedemeyiz. Bir düşünün, yaşamımızda hiç müzik olmasaydı yani tek bir nota dahi keşfedilmemiş olsaydı, hayatımız nasıl olurdu? Sanatın sadece bir alanı bile hayatımıza bir anlam katıyor.
Varoluşumuzu kavramaya, anlamaya çalışırken sanatla tanıştığımızda, içimizde boşlukta sallanan o kopuk parçalar biraz daha birbirine yaklaşmaya başlıyor. Sonra zamanla, yaşamak ona katlanmak halinden evriliyor. ‘’Neye evriliyor?’’ derseniz, bu herkesin kendi vereceği bir cevap. Ama insanın ayakları yere çok daha sağlam basıyor. Bernard Shaw’un ifadesi sanırım her şeyi özetliyor; ‘’ Sanat var olmasaydı, gerçeğin kabalığı dünyayı katlanılmaz kılardı.’’
Ancak ‘afyon’ arayana tonla mecra var; sosyal medya gibi, popüler olanın peşinden koşmak gibi, daha çok para kazanmaya çalışmak gibi. Kendinizden uzaklaşmak, ömür boyu hayata sövmek istiyorsanız bunlara daha çok değer verebilirsiniz.
