Ölümünün 23. yıl dönümünde, şarkılarında insana ‘insan’ olduğunu hatırlatan evrensel bir ozanı, gerçek bir beyefendiyi, sevgili Barış Manço’yu andık geçtiğimiz haftalarda. ‘Hemşerim Meleket Nire’ şarkısı ile, ‘’Nerelisin?’’ diye sorulduğunda, ‘’dünyalıyım’’ demeye şevk eden gerçek bir hümanisttir. En neşeli şarkılarında bile hayatla ilgili bir sır mutlaka bulursunuz. Çünkü üstün müzik yeteneği, araştırmacılığı ve farklı bir bakış açısı vardır. Mesela, işitme engelliler için de şarkı söyleyebilmek adına, dünya üzerinde İşitme Dilini öğrenen ilk sanatçı sevgili Barış Ağabeyimizdir. İşte bu yüzden onu kendine münhasır el hareketleri ile hatırlarız.
Paris’in dünyaca ünlü en eski konser salonu Olympia Sahnesinin adını bizler ne yazık ki ilk kez 90’larda, Ajda Pekkan ve Nilüfer ile duymuştuk. Fakat o Olympia’da çok daha uzun seneler önce, 1965 yılında ve hatta Salvatore Adamo’dan, France Gall’den de önce sahne almıştır. Bu büyük konser önce ise Avrupa’da birçok kez konserler vermiş, sahne almış olsa da, onun gözü hep ülkesinde, memleketindedir. Çünkü tek hayali, Anadolu’nun müziğini bizlere ve dünyaya anlatabilmekti. Bu gönülden, yürekten kurduğu hayalini büyük başarıyla gerçekleştirdi. Şarkıları neredeyse tüm dünya dillerine çevrildi, yurt dışında sayısız konserler verip birçok ödül ve şövalye nişanları aldı.
Dünya Edebiyatının önde gelen eserlerinden olan, ‘Bremen Mızıkacıları’ masalında, sahibi tarafından kovulan yaşlı eşşeği düşünerek ‘’Arkadaşım Eşşek’ şarkısını yazmayı ondan başka kim akıl edebilir? Üstelik şarkıyı yazmak ve selendirmek için Almanya’ya Bremen’e kadar gidip eşşeğin heykelini bulacak kadar da dünya insanıdır.
‘Adam Olacak Çocuk’ programında çocukların eline üzerinde, yalnızca ‘’10 Puan’’ yazılı levhalar tutuşturarak bütün çocukları, ‘50 puanla şampiyon!’ ilan edip, çocuklara ‘’kardeş’’olmanın ‘birinci’ olmaktan daha önemli olduğunu öğretti.
Diliyle bize binbir türlü duygular yaşatsa da, aşık olduğunda ‘dut yemiş bülbül’ e dönecek kadar da bizdendi. Bir gün, sırılsıklam aşık olduğu bir hanımefendiye evlenme teklifi etmeyi kafasına koyar. Tüm cesaretini toplayıp, Hanımefendinin karşısına çıkar; fakat heyecandan bir türlü konuşamaz. Tam cesaretini topladığı sırada sokakta avaz avaz bir ses, ‘’Domates, biber, patlıcan!’’ diye bağırmaya başlar! Ve o sesle hem ortamın ambiyansı hem de bütün cesareti yerle bir olur. Ne diyeceğini bilemez, adeta dili tutulur. Hanımefendi ise, ‘’Kendini ifade edemeyen bir adamla işim olmaz.’’ der ve çekip gider. Varsın gitsin! Çünkü Barış Manço derin bir aşkın hayal kırıklığını bizlere, sadece üç sebze isminden oluşan müthiş bir şarkı olarak armağan eder. Barış Ağabey bu, onun aşkı bile gerçeküstüdür… Öte yandan o, aşkı iki küçük kol düğmesi ile anlatacak, ayrılığın farklı kollarda bir araya gelemeyen kol düğmeleri gibi olduğunu düşünecek/düşündürecek kadar da dilin ustası bir ozandır.
Aramızdan ayrılmadan önce, “Bir gün ölürsem, öldüğüm günü değil; doğduğum günü hatırlayın!” demiştin. Hiç unutmadık ki… Öğretilerin, nasihatların, değerlerin, öngörülerin, bizlere kattıkların için sonsuz teşekkürler. İyi ki doğdun, iyi ki bu topraklarda doğdun…Özlemle ve sevgi ile, ruhun şâd olsun Barış Ağabey…
