Aylin BENDİS

"Masalı Olan Adam" Olmak...

Bu içerik 983 kez okundu.

‘’Hayır, burada her şeye bu kadar basit bir gözle bakan insanların arasında yaşamak bana güç gelecekti. Bunlar için ölüm, hayat, günün her hadisesi, saadetler ve felaketler o kadar tabii şeylerdi ki… Hâlbuki ben bütün bir masalı olan bir adamdım.’’

İnsanın hayat karşısında aldığı tavrı bu denli derin, bu denli çarpıcı anlatan kaç cümle daha olabilir?... Ve daha ötesinde, ‘Masalı olan adam’ olmak nasıl bir şeydir?  İnsan ne yapar da bir masal sahibi olabilir? Bu soruların yanıtları, Türk Edebiyatının ve şiirinin büyük ustası Ahmet Hamdi Tanpınar’ın eserlerinde saklıdır. Onun şiirlerinde, denemelerinde, romanlarında, içine düştükleri taşkın nehirlerde hayatta kalmaya çabalayan insanların hikâyelerinde anlarsınız.

Bugün, büyük usta Tanpınar’ın aramızdan ayrılışının 60. ölüm yıldönümü. 1901 doğumludur ve üstat kendi kuşağını, ‘’Mahkûm bir neslin çocuklarıydık.’’ diye anlatır. Bir Meşrutiyet, bir Cumhuriyet, iki Balkan, bir Kurtuluş, bir Dünya Savaşı gören; yıkılıp yeniden kurulmalara, sayısız düşüp tekrar kalkma çabalarına tanık olan bir kuşağın insanıdır. Tüm bunlar onun ince ruhunda öylesine bir durum yaratır ki sanki hep bir eşiktedir. Kapısı hem düne hem yarına açılan, onu besleyen bir iklimin eşiğinde… Belki de bu yüzden,  ‘’Ne içindedir zamanın, ne de büsbütün dışında.’’ .

Türk Edebiyatı’nın Ordinaryüs Profesörü ’dür. Eserleri psikoloji ve felsefe alanlarında ki uzmanlar tarafından da incelenmiştir. Üstelik eşsiz bir öğretmendir.  Dokunduğu herkes bir ‘Şey’ olmuştur; Orhan Veli, Oktay Rıfat, Melih Cevdet Anday olmuştur mesela. İncedir, kırılgandır, kimselerin fark etmediği detaylarla boğuşur. İnsanların sığlığı karşında bocalar.   Hayatı boyunca hep bir geç kalmışlıktan yakınır.   Bu sebeple olsa gerek,  içinde hep bir huzursuzluk vardır. Bu huzursuzluğunu ise kaleme aldığı o şahane,  ‘Huzur’ romanı ile dindirmeye çalışır.  Zamanı yakalamak üzere kurulmuş olan, ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde okurunu zamanın dışına çıkarır.

Ömrünün son yıllarını ise anlaşılmamış olmanın verdiği evham, yorgunluk, kırgınlık ve küskünlükle sürdürür.

Anlaşılması, sevilmesi, değerinin bilinmesi ne yazık ki vefatından uzun seneler sonrasında, 90’larda gerçekleşir. Ve kaderinin son gecikmişliğini de bu şekilde tamamlar. 

 Bana göre sağlığında maruz kaldığı o,  ‘Anlaşılamama’ aslında tek ihtimaldi. Çünkü o kendi yaşadığı ve bizim yaşadığımız zamanının çok ötesindedir… Sözlerimi onun eşsiz edebi sesi ile sonlandırmak istiyorum;

 ‘’Çünkü hayatta her şey bir muvazene (denge)meselesidir. İlahların sofrasına oturabilmek için, fanilerin sofrasından biraz gözü yaşlı kalkmak gerekir…’’ Huzur içinde uyu üstat, rahmet ve sevgi ile…

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Murat Çuhadar’dan Özgür Özel’e Sert İstifa Çağrısı
Murat Çuhadar’dan Özgür Özel’e Sert İstifa Çağrısı
Aydın Ailesinin Acı Günü
Aydın Ailesinin Acı Günü