Garip Akımının kurucusu, eskiler alan, rakı şişesinde balık olmak isteyen, Süleyman Efendinin nasırını dert edinen Orhan Veli Kanık…
Yaşamı da şiirleri kadar sıra dışı ve gariptir. Zamanında Ankara’da yaptığı PTT memurluğu, ölümünün de sanki habercisi olmuş; Ankara’da bir PTT çukuruna düşerek hayata veda etmiştir. Öyle olsa da o ölüme çoktan restini çekip, ‘Ölüme Yakın’ adlı şiirinde, “Ölürsek temizleniriz, ölürsek iyi adam oluruz” demiş…
Şiirlerinin o derece duru, sade ve doğallığından olsa gerek, ilk gençlik yıllarınızda sizi önce şiire âşık ettirir... Her mırrasında ayrı bir güzellik, ayrı bir yaşama hevesi, bambaşka bir sevda keşfedersiniz. Güzel havalarla ilgili sizin de düşünceleriniz olur, her sabah gökyüzünü boyayan Dalgacı Mahmut kimdir tanımak istersiniz, gözlerinizi kapatır İstanbul'u dinlemeye çalışırsınız, havada olan ve insanı sarhoş eden ‘O’ şeyin ne olduğunu keşfetmek için çabalarsınız, her şeyin güzel olduğu bir yer olduğunu artık siz de bilir ve fakat anlatamazsınız. Kendisini de, şiirlerini de öyle kederli falan değil güzel günlerinizde yâd edersiniz.
Hele ‘Macera’ adında bir şiiri vardır ki sanki hepimizin ortak olduğu başlangıçları anlatır; Küçüktüm, küçücüktüm./ Oltayı attım denize;//Bir üşüşüverdi balıklar/Denizi gördüm…
Oktay’a Mektuplar adlı şiirinde ise:
Ankara, 8.12.37, Saat 21
Kış, kıyamet…/Macar Lokantasında yazıyorum/ ilk mektubumu./ Oktay’cığım / Bu gece sana bütün sarhoşların selamı var.
O halde şimdi bir selâm da benden olsun:
Yıl olmuş 2022. Yer Ankara. Saat 23.44. Yine kış kıyamet…/85 yıl olmuş sen Oktay’a o mektupları yazalı./ Senin için yazıyorum/ İlk köşe yazımı/ Orhancığım/ Bu gece sana bütün şiirlerin selâmı var
