Bu hafta sizlere inanılmaz bir başkaldırının hikâyesini anlatmak istiyorum. 1903 Nisan’ında, Galata Limanından kalkan bir İtalyan gemisinde başlayan, Mihri Hanım’ın hikâyesi. Henüz 17 yaşında ancak hayalleri İmparatorluğa sığmayacak kadar büyük. Aristokrat bir ailenin kızı olduğu için saray ressamı olan Fausto Zonaro’dan dersler almıştır.
Resme olan tutkusu da zaten Zonaro ile başlar. Resim üzerine kariyer yapmak ister. Ancak kız öğrencilerin resim eğitimi alacağı bir okul yoktur. Sadece erkeklere sanat eğitimi verilmektedir. Roma’da sanat eğitimi almanın yollarını araştırır. O dönem genç bir kadının tek başına değil Avrupa’ya başka bir şehre gitmesi, saray eşrafından olsanız dahi söz konusu değildir. Fakat pes etmez, dönemin Fransız elçisinin eşi Madam Barrer’den yardım ister. En sonunda cebinde sahte bir Fransız pasaportu, valizinde hayalleri ile babasının hareminden kaçıp, İtalya’ya gider. Roma’da uzun bir süre Madam Barrer’in evinde kalır. Artık onun hayalleri Roma’ya da sığmaz. Artık soluğu, dönemin sanat merkezi olan Paris’te alacaktır. Montparnasse Bulvarı’nda Roma’da ki kazancı ile bir yer kiralar., kiraladığı yeri hem ev hem de atölye olarak kullanır. Geçimini bileğinin hakkı ile portreler yaparak ve evinin bir odasından aldığı kira ile sağlar. Odasının birini Sorbonne’da Siyasi Bilimler eğitimi almaya gelen Bursa eşrafından bir gence kiraya verir. Kiracı-ev sahibesi ilişkisi bir zaman sonra gönül ilişkisine dönüşür ve evlenirler.. 1913 yılında İstanbul Kız Öğretmen Okulu resim öğretmenliğine atanması ile İstanbul'a dönerler. Fakat Mihri Hanım’ın hayalleri henüz bitmemiştir.
Birgün Maarif Nazırı Şükrü Bey'in huzuruna çıkar ve kız öğrencilerin de sanat eğitimi alabilmesine ön ayak olur. 1914’te kurulan İna (kız) Sanayi-i Nefise Mektebinin müdiresi de elbette Mihri Hanım'dır. Bu önemli misyonundan sonra bir ilke daha imza atar. Osmanlı da ilk çıplak (aslında yarı çıplak) kadın modelini kız atölyesinde kullanır. Öğrencilere poz verecek model bulamadığında, antik heykelleri, hamamlardan topladığı yaşlı kadınları, okulun hademesini hatta yüz küsür yaşındaki Zaro Ağa’yı model olarak okula getirecek kadar idealisttir. Pek çok kadın ressamın yetişmesinde katkısı olur: Tevfik Fikret ile yakın dostluk kurar.
Dostlukları şairin 1915’te ölümüne dek devam eder. Öldükten hemen sonra, Roma’da öğrendiği teknikle yüzünün kalıbını alır ve böylece Türkiye’deki ilk yüz maskı çalışması da onun elinden çıkar. 1919 yılında t Meşhur İtalyan yazarı ve milli kahramanlarından Gabriele D’annunzio ile yakınlaşır ve portresini yapar. D'annunzio’ nun aracılığıyla Vatikan’a giderek, Papa’nın portresini çizen ilk kadın ressam unvanını alır. O zamanın çok ötesinde bir ruhtur Mihri Hanım Ve bu, eşinin ailesinden gelen baskılara ve neticesinde evliliğinin bitmesine sebep olur. O dönem de Gazi Mustafa Kemal’in 3 metre yüksekliğinde yağlı boya tablosu üzerinde çalışmaktadır. O dev tablo Cumhuriyetin ilanından sonra, bir Türk ressam tarafından yapılan ilk Atatürk portresidir. Boşandıktan sonra 1928 yılına kadar Roma’da yaşar. Bir kez daha evlense de sonu yine ayrılıkla biter ve yine yollara düşer. Paris, New York, Boston, Washington, Chicago’da bulunur. Fakat ömrünün kalan bakiyesini New York’ta tamamlayacaktır. Bir süre üniversitelerde resim profesörlüğü yapar. 2. Dünya Savaşı yıllarında bazı New York dergilerinin kapaklarını resimler, önemli kişilerin portrelerini yapar. Galata Limanında sahte bir pasaportla başlayıp, ilklere imza atan bu tutkulu, muazzam hikâye 1954’te yoksulluk içinde biter. Mihri Hanım vefat ettiği New York’ta kimsesizler mezarlığına defnedilir. Bu yazıyı hazırlarken içten içe şunu düşündüm; bu hikâye Avrupalının, Amerikalının elinde olsa neler neler çıkarırlardı, yere göğe sığdırılmazdı. Mihri Hanım’da bilmiş ve şöyle demiş zaten; ‘’Bizim gibi Avrupa’ya nazaran geri kalmış bir memlekette sanatkârın yolu kadar güç bir yol yoktur. Bizimkisi fazla fedakârlık isteyen bir meslek. Bugün bana, gençliğimi hediye etseler, bu meslek uğrunda çektiklerimi çekmek korkusundan, reddederdim!’’ Bu sözlerinizin üzerinden yetmiş küsür yıl geçmiş olsa da, ne yazık ki değişen hiçbir şey yok Mihri Hanım. Bu ülke kadınlarına olan kattıklarınız için sonsuz teşekkürler, mekânınız cennet bahçeleri olsun.
